taciz söyleşi için foto 7 siyah beyaz

Nihal: Aslında ifşayı hukuksal süreçten verim alamadığımızda yapmalıymışız gibi geliyor ama durum bundan ibaret değil sanırım?

 

Gülsen: Evet hiç değil, hukuksal süreci de işletmek zorundayız.

 

Nihal: Peki ifşanın taciz olayından çok sonra yapılmasının sürece etkisi nedir?

 

Gülsen: İnsanlar korkuyor dediğim gibi. Hemen bunu ortaya çıkaramayabiliyor, her şeyden önce kendisi kabullenemeyebiliyor. “Acaba nasıl bir zarar görebilirim? Çevrem ne der?” Veya karşı tarafın inanılmaz tehditleri oluyor, bununla ilgili sıkıntı yaşanıyor. Dolayısıyla bir süre geçebiliyor. İlk anda şoku atlatması gerekebiliyor. Hukuksal olarak altı ay süresi var. Ama hukuksal süreci kullanmadan konuşursak ifşada egemen bakış açısı erkek egemen olduğu için maalesef “Durmuş durmuş bugün niye ortaya çıktı, bir beklentisi mi var?” soruları oluyor. Sürekli tacize uğrayanın bir çıkarı varmış gibi bir değerlendirme var. Bu da kişiye geri adım attıran bir durum. Ama hukuksal anlamda veya sosyal anlamda ifşanın geç yapılmasının hiçbir sakıncası yok. Tabii bunu gizlememek gerekiyor. Biz gizlediğimiz sürece bu tacizci hem aynı kişiyi hem de bulduğu farklı kişileri mağdur etmeye devam ediyor. Bir şekilde yaptığı yanına kalıyor. O nedenle korkmamalıyız. 6284 Sayılı Kanun 2012’de çıktı, İstanbul Sözleşmesi’ne dayanak olarak çıktı. 6284 Sayılı Kanun aslında bu konuda çok net. “Kadının beyanı esastır ve hiçbir delil aranmaksızın işlem yapılır.” Kişi tacize uğruyorsa her türlü korunma kararını alabilir. Korunma kararını aldıktan sonra bu kararların ihlali hâlinde bunun zorlama hapsi de var.  Ama maalesef bir eksiklik var, Ceza Kanunu’nda bir sıkıntı var. Çok caydırıcı bir etkisi yok. İki aydan üç yıla gibi bir cezası var, çoğu da para cezasına çevriliyor. Ama yine de bu yasanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Toplumsal olarak da çok değişiklik yaptı. Ben yasa çıktığından beri bu alandayım. Yasa ilk çıktığında kolluk gücü bile “Kocan işte, bir şey olmaz, barış, tabii ki sana sarılabilir, dokunabilir ne olacak vs.” gibi bir yaklaşım içindeydi. Hakimler de aynıydı. O kadar ret çıkıyordu ki. Ama bu kararların yanlış olması ve zarar gören kişilerin artması nedeniyle şu an geldiğimiz nokta çok farklı. Daha da iyi olması gerekiyor tabii ki, yeterli değil; ama hukuksal süreçte 2012’den beri çok şey değişti. Kadın gittiği zaman istediği korunma kararını alabiliyor. O nedenle ne kadar geç olursa olsun hukuksal sürece mutlaka başvurması gerekiyor.

 

Nihal: İstanbul Sözleşmesi tam olarak uygulandığı yıl kadın cinayetleri, taciz ve ev içi şiddet vakalarında dramatik bir azalma görüldü. Ama şu an için aynı şeyi söyleyemiyoruz. Belki bu nedenle de hukuksal süreci başlatma konusunda bir çekinme vardır.

 

Gülsen: Evet kadın cinayetlerinde özellikle son iki yıldır çok ciddi bir artış var. Ama çekince olmamalı diye düşünüyorum. Evet tartışmaları biliyoruz, çok büyük bir direnç olduğunu biliyoruz. İlk imzalayan ülke biz olmamıza rağmen şu an bu direncin yaşandığını biliyoruz. Ama şiddet veya tacize maruz kaldığımızda mutlaka hukuksal sistemi işleterek hem İstanbul Sözleşmesi’ni hem de 6284 Sayılı Kanun’u işler hâle getirebileceğimizi düşünüyorum. Bir sonuç çıkmıyor diye geri çekilmek birilerinin ekmeğine yağ sürecektir.

 

Nihal: Hakkında taciz iddiası olan kişinin nüfuzunun ifşaya ve hukuksal sürece etkisinden biraz bahsedebilir misiniz?

 

Gülsen: Taciz eden kişi çok tanınır olduğunda öncelikle maruz kalan kişi korkuyor, çünkü insanların bakışlarında bile suçlama görebiliyorsunuz bu durumlarda. Ama bilinen kişilerin tacizleriyle ilgili çok fazla vaka yaşandı, şu anda daha dikkatli davranılıyor diyebilirim. Biz çoğu vakanın mahkeme sürecini takip ediyoruz. Kamunun, bazen medyanın da etkisiyle şu an bu konuda epey gelişme var.

 

Nihal: Peki nüfuzlu olan kişinin ifşa sonrasında yalnızlaştırılması toplumsal olarak nasıl bir cezayı ifade ediyor?

 

Gülsen: Bir kere bu süreçte toplum emin olmak istiyor. Ne yazık ki delil olmayan bir taciz vakasında medyada çok gördüğümüz, sevilen bir kişi söz konusuysa onu korumaya yönelik ciddi bir çaba oluyor. Ama birkaç örneğini biliyoruz ki sosyal, toplumsal anlamda reddetme ve iş hayatını olumsuz etkileme sonuçları doğuyor.