bordered sayfa 4.jpeg

Nihal: Peki bir yönetmene oyuncu olarak kendini teslim etmek ya da “Eti senin kemiği benim” anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Deniz: Sanırım o deyim medreselerden geliyor, son derece yanlış, saçma sapan bir anlayış. Eğer yönetmene inanıyorsan, aynı dili konuşuyorsan -zaten yönetmen senin sahnede nasıl olacağınla ilgili bir tartışmanın unsuru-, yönetmene danışıyorsun, sana yardım ediyor, bir dünya kuruyor orada, sen o dünyanın içinde oluyorsun. Evet, inandığım yönetmene teslim olurum ben.

 

Nihal: Bir de Yeşilçam’da yönetmenin yatağından geçme kültürü vardır, kadının bir şeyleri başarması için bir yerlerden geçmesi gerekiyor gibi konuşulur.

 

Deniz: Ben şunu anlatayım. Biliyorsun ben Atıf Yılmaz’la evliydim otuz üç yıl boyunca. Ben bir gün Yılmaz’a “Hani şöhrete giden yol yönetmenin yatak odasından geçiyordu, otuz yıldır yatağındayım şöhret möhret yok” dedim. Döndü “Geçip gidecektin, sen kazık attın yatağa” dedi. Bu Yeşilçam’a mal edilen algı; otoritenin olduğu, kendini otorite farz eden her iş kolunda geçerli. Bir doktor da hemşireye, bir hoca da öğrencisine aynı şeyi yapmıştır, yapıyordur; çünkü bunun ölçüsü ve sınırı yok. Ama Yeşilçam’da benim bildiğim hiçbir star yönetmenin yatak odasından geçmedi.  Yönetmene âşık olup onunla hayat paylaştı, o her zaman olabilir; tiyatroda da, sinemada da, televizyonda da, gazetecilikte de, üniversitede de. Dünyanın her yerinde olabilir. Ama bu otorite olduğu için gerçekleşiyorsa, bir karşılığı varsa, “Sen benimle ol sınıfını geçireyim”, “Sen benimle ol ben sana rol vereyim” mantığıyla hareket ediliyorsa yanlış; ben Yeşilçam’a özgü olduğunu düşünmüyorum.

 

Nihal: Ben söyleşiyi bitirmeden önce taciz ifşasına geçmek istiyorum. Son zamanlarda arka arkaya taciz ifşaları geldi, bu ifşalar bir şey ifade ediyor diye düşünüyoruz hepimiz. Peki tiyatrodaki taciz ifşasının ne ifade etmesi gerekiyor bizler adına?

 

Deniz: Tabii ki ifşa etmekten yanayım. İfşa baskısından da yanayım. Ama bizlerin “İlla ifşa et” demememiz gerekiyor, bir insanın kendi karar vermesi lazım. Dediğim gibi burada çok eşitsiz bir ilişki var. “Ben hocayım, sana öğreteceğim, şimdi şunu yapacağım sana”. Bu tacize girer. “Benim yöntemim budur ve bunu yapmak, bununla çalışmak zorundasın” demesi mümkün olamaz. Tabii ki çalışmayı reddedebilir insan ama böyle bir durumda korkmayı, itiraz edememeyi de anlıyorum.

 

Nihal: Bir taciz ifşası olduktan sonra sektörde hep bir sessizlik oluyor, bu nasıl yorumlanabilir sizce?

 

Deniz: Yorumlamıyorum, utanmazlık olarak görüyorum. İnsanların bu konuda sessiz kalmasını, insanların arkadaşlarına sahip çıkmamasını -sahip çıkan bir sürü insanı kenara koyuyorum tabii ki- ama sahip çıkmayan, önlem almayanlar adına, iş sahipleri adına utanç duyuyorum. Çünkü bir kişi tacizi haber verdiği zaman işveren, yapımcı veya yönetmen, söz sahibi kimse anında önlem almak zorunda.